İzmirli kadınlardan "İstanbul Sözleşmesi" çağrısı: "Her madde hayatlarımızın teminatıdır"
İstanbul sözleşmesi eylemleri hız kesmeden devam ediyor… Bugün kabine toplantısında görüşülmesi beklenen ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkış sinyallerini verdiği 'İstanbul Sözleşmesi' için İzmir Alsancak Limanı önünde eylem düzenlendi.
Oktay Güçtekin/ Aile içi şiddeti ve kadın haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılacağı söylentilerinin ardından başlayan eylemler hız kesmeden devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde sözleşmeden çıkılabileceği sinyalini vermesinin ardından yeniden alevlenen tartışmalara İzmirli kadınlar sessiz kalmadı. Alsancak Limanı önünde bir araya gelen İzmirli kadınlar ilk olarak oturma eylemi düzenledi. Oturma eyleminin ardından katılımcılar adına Nilay Öztürk, Emine Akbaba, Meryem Yıldırım konuşma yaptı. Konuşmalarında sık sık İstanbul Sözleşmesi'nin yaşatılması gerektiği vurgulanırken, İstanbul Sözleşmesinin her bir maddesinin kadınların hayatlarının teminatı olduğunun altını çizdiler.
“Her madde hayatlarımızın teminatıdır”
İstanbul Sözleşmesinin kendileri için oldukça önemli olduğunu vurgulayan konuşmacı, her maddenin hayatlarının teminatı olduğunu belitti. Platform sözcüsü: “Bugün kadınlar olarak tek bir talep için bir araya geldik. İstanbul Sözleşmesi kaldırılmasın ve İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz diyoruz. Çünkü İstanbul sözleşmesi, kadınların eşitlik mücadelesinin evrensel boyutta kaleme alınmış önemli yazılı metinlerinden biridir. Tarih boyunca milyonlarca kadının direnişinden beslenerek yasal düzenleme ve uluslararası çapta elde edilen en önemli kazanımlardan biridir. İstanbul Sözleşmesi, kadına şiddetin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonuç olduğunu söyler. Kadına yönelik fiziksel, psikolojik, cinsel ve ev içi şiddetin önlenmesine dair 81 madde içeren sözleşmenin her bir maddesi hayatlarımızın teminatıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek bizlerin her türlü ayrımcılık ve ölümle tehdit edenlerden korkmuyoruz. Sözleşmeden vazgeçmiyoruz. Dünyanın içerisinde bulunduğu pandemi koşullarında devletin ve iktidarın halk sağlığına yoğunlaşması gerekirsen salgının ağır yükünü taşıyan biz kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle tehdit ediliyor, hayatlarımız konusunda pazarlığa zorlanıyoruz. Yürürlüğe girdiği 1 Ağustos 2014’ten bu yana sözleşmenin uygulamasında isteksiz ve özensiz davranan iktidar şimdi de geleneklerimize uygun olmadığı ve aile kurumunu tehdit ettiği gerekçesiyle hayatlarımızla kumar oynuyor. Kadınların şiddetsiz bir yaşam ve yaşama hakkı tartışmaya açık bir konu değildir. Buna izin vermeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi bu ülkede yaşayan herkesi ırk, cinsiyet, dil, din, görüş, ulusal veya sosyal köken, cinsel yönelim ve cinsel kimlik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsüne dayanılarak ayrımcılık yapılmasının önleyerek korumaktadır. Hukuk devleti olma iddiasında olan bir ülkenin iktidar partisi, şiddeti önlemek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak olan barışçıl bir sözleşmeyi hiçbir gerekçeyle iptal edemez. AKP’nin MYK’sı kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların yaşama ve eşit vatandaş olarak muamele görme haklarını yok edecek bir tartışmaya yetkili değildir. Biz kadınlar, hayatlarımız hakkında söz sahibi olan tek kişi olduğumuzu bir kere daha ilan ediyoruz. İktidar, sözleşmenin feshedilmesiyle değil, bizleri katledenlerin cezalandırılmasıyla uğraşmalı. Sözleşmenin maddelerini hayata geçirecek kanunları uygulamalıdır” diye konuştu.
“ Yazım ekibinin lideri Türk bir kadındı”
Platform sözcüsü sözlerine şöyle devam etti: “En son 17 yaşındaki Duygu Delen’in adının eklendiği Anıt Sayaç, 2020 yılının Ocak ayından bugüne 239 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü gösteriyor. Sosyal medyada paylaşılan hayat dolu ve gülümseyen fotoğraflarıyla yasını tuttuğumuz kadınlar, İstanbul Sözleşmesi uygulanıyor olsaydı bugün yaşıyor olacaklardı. Sözleşmeye dayanak çıkarılan 6284 sayılı kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun, uygulayıcısı olan kolluk kuvvetleri ve yargı tarafından önemsenmeyerek gereğince uygulanmamaktadır. Şikayete geldiği halde yasayı uygulamayarak kapıdan çevirdiği, uzaklaştırma kararına rağmen korunmamış ve defalarca şiddete uğradığı belgelenmiş kadınların faillerini akşam olmadan salıveren devlet, bu kadınların hayatlarını kaybetmesinden de sorumludur. Bu suçu gizleyemeyeceksiniz. Erkek şiddetiyle öldürülmüş kadınların hesabını sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz. İktidar partisi AKP, 13 Ağustos’ta MYK’da sonuca bağlanacağını ilan ettiği sözleşme hakkında son kararı bugüne erteledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı bir konuşmada toplumu, aile erkil olarak tanımlayıp sözleşmenin adını vermeden ‘İnsani ve özgün metinler çıkarmaya ziyadesiyle sahip olduğumuza inanıyorum. Tercüme metinler yerine, artık çerçevemizi kendimizin belirlemesi gerekiyor’ dedi. Bizler kadınlar olarak bu sözlere buradan cevap veriyoruz: Aile düzenini aile üzerinden kurarak bize saldırarak toplumsal yaşamdan koparıp ev içine hapseden ya da ihtiyaç olduğunda ucuz işgücü olarak kullanma politikalarının bir parçasıdır bu sözler. Bizler buna izin vermeyeceğiz. Kadınlar eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerdir. İstanbul Sözleşmesi çeviri bir metin değil, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi’nin bir metnidir. Sözleşme yazılırken yazım ekibinin lideri Türkiyeli bir kadın olan Gülsüm Bilgehan’dır.
“Aile içleri kadın ve çocuk mezarlığına dönüşmüştür”
“Dönemin AKP’li bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, sözleşmesinin devamını takip etmiştir. Bizzat Cumhurbaşkanı’nın duyurduğu sözleşmeye karşı gelişen alerjinin sebebi bellidir. Sözleşmenin açığa çıkardığı gerçekler AKP’li erkekler ve kadına meta gözüyle bakan cemaatleri rahatsız etmiştir. Kadına şiddet en çok aile içindeki erkeklerden kaynaklanmaktadır. Aile içleri kadın ve çocukların mezarlığına dönüşmüştür. Üstelik bu metin bütün kadınlar yüzyıllardır verdiği çabanın bir sonucudur. Asla İstanbul Sözleşmesi’nin hiçbir maddesini tartışmaya açmayacağız. Açmanıza da izin vermeyeceğiz. İstanbul sözleşmesi uygulansın.
Haklarımızdan vazgeçmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi, kadınları, çocukları ve lgbt+’ları fişziksel, cinsel ve psikolojik şiddetten korumayı hedefler. Toplumsal cinsiyete dayalı cinsiyeti önler. İstanbul Sözleşmesi’nin hedefi tüm insanlar arasında eşitlik sağlamaktır. AKP iktidarının tartışmaya açtığı sözleşmede en büyük saldırılar, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedefleyen maddelerdir. Toplumun dokusu olarak adlandırılan LGBT’lilerin yok sayılmasıdır. LGBT’liler vardır ve Türkiye’deki tüm vatandaşlar gibi eşit haklara sahiptir. Bizler için bu konu tartışmaya kapalıdır.
Kadınlar kimsenin namusu veya emaneti değildir. AKP iktidarın amacı, namusumu korudum sözleri ile can alan katilleri meşrulaştırma çalışmasıdır. Örf ve adetlerin altına bahane edilerek reşit olmamış çocukların zorla evlendirilmesi. Evlilik içi şiddeti, cinsel şiddet, kürtaj, zorla kürtaj veya zorla kısırlaştırma kadınlara dayatılamaz. Devlet yasalar doğrultusunda düğün düzenleyerek çocukları tecavüzcüleri ile evlendirerek istismara göz yummaktadır. Bunların hepsi kadınlara ve çocuklara karşı suçlardır ve devlet iktidar partisi ile birlikte bu suçlulara yardım ve yataklık yapamaz. Devlet ayrımcı olamaz . Bugün meclisten pandemi süreci bahane edilerek geçirilmeye çalışılan çocuk suçlarına karşı bir kez daha “Çocuk istismarını aklatmayacağız” diye buradan bağırıyoruz.
İstanbul Sözleşmesi üzerinden tehdit ediliyoruz. Haklarını isteyen haklarını saldıran polis, canımıza kast edenlere aynı muameleyi uygulanmamaktadır. Hiçbir saldırınız bizi caydıramayacaktır. Eşitlik ve adalet haklarımızı savunmaktan korkmuyoruz, susmuyoruz. Geldiğimiz noktada AKP’li kadınların ve sağladığı güvenceleri görerek savunduğu İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz. Her gün kocası, abisi , amcası, eski sevgilisi tarafından öldürülmüş kadınların ağıtlarını yatığımız bu ülkede İsntabul Sözleşmesini tartışmaya açmak canlarımız ile pazarlık yapmaktır. Hayatlarımız pazarlık konusu değildir. Devletin ve dolayısıyla hükümetin pratik görevi, her gün kadınlar öldürülüyorken tüm maddeleri tam anlamıyla uygulamaktır. Yasaların muhatabı olan bizler dün olduğu gibi bugünde haklarımızı savunmaya devam edeceğiz. Dün Batman’da tecavüz edilen bir kadın arkadaşımız hayatını kaybetti. Bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Artık yeter! Emine Bulut’un yaşamak istiyorum çığlığıyız, Pınar Gültekin’in gülüşüyüz.
Sevgili kadınlar bugün 18 yaşında bir genç kıza tecavüz eden Mustafa Orhan’ın tutuklanmasını da buradan haykıralım
5 Ağustos’ta gördük ki İstanbul Sözleşmesi tartışılmaya başladığı günden bugüne Türkiyenin dört bir yanında kadınlar sesini çıkardı ve sözünü söyledi. 5 Ağustos’ta İzmir’de gördük ki tüm dünyaya biz irademizi gösterdik. MYK’da iki kişinin ağzının içinde olmadığını İstanbul Sözleşmesinin yaşamsal olduğunu söyledik. Bizler her gün öldürülüyoruz. Bizler o gün şunu gördük. Gözaltına alınan kadınların ardından serbest bırakılsın diye eylem yapan kadınlar vardı. Bu aslında iktidara bir şey gösterdi diye düşünüyoruz. Geçen hafta MYK’da konuşulması beklenen konu konuşulamadı. Aslında biz ne yaparsak iktidar geri adım atıyor. Ancak bize bu yetmez. Biz yola İstanbul Sözleşmesini tartışmaya açtırmayacağız diye çıktık.”