Aylin BAYRAM/İZMİR GÜNDEMİ- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak İzmir depremiyle ilgili Mimarlar Odası İzmir şubesinde, basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Aykut Aydemir, İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, CHP İzmir İl yöneticileri, CHP Buca İlçe Başkanı Hacer Taş, CHP eski dönem milletvekili Musa Çam ve çok sayıda oda üyesi katıldı.
Ortak bir açıklama yapan DİSK Ege Bölge Başkanı Memiş Sarı, “ Yıllardır İzmir’in çeşitli konularında açıklamalar yaptık. İzmir depremiyle ilgili de önemli tespit ve görüşlerimiz var. 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 115 vatandaş hayatını kaybetti. 1000’in üstünde yurttaşımız yaralandı. Acımız büyük. Yakınlarını kaybeden yurttaşlarımızın acısını paylaşıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Seferihisar açıklarında, İzmir’e 70 km. uzaklıkta gerçekleşen bu depremin sonuçları bir kez daha “deprem değil bina öldürür” gerçeğini gözler önüne serdi. Bayraklı’ nın depremden bu derece etkilenmesinin, depremin can ve mal kayıplarını artıran bir felakete dönüşmesinin, ranta dayalı imar politikaları, imar affı gibi kaçak yapılaşmayı olağan hale getiren politikaların yanında bölgenin zemini ve bu zemine uygun bina yapılmaması olduğunu, konu ile ilgili bileşenimiz olan kurum yetkilileri açıkladı. Şu an itibariyle Şu an itibariyle 7 müteahhit tutuklanmış durumda ancak, sorumluluk sadece bu kişilerle sınırlı değil elbette. Şimdi, bir yaşam alanından toz yığınına dönüşen, insanlarımıza mezar olan binaları yapan 3-5 müteahhidin bileğine kelepçe takarak bu büyük felaketin sorumlularından hesap sorulabilir mi? Soruyoruz: 115 kişinin hayatını çalan, on binlerce yurttaşı sokakta yaşamaya iten sorumluluk zinciri 3-5 müteahhitten mi ibarettir? Bu ölümcül hırsızlığa göz yuman, binaların temel kamusal denetimlerini gerçekleştirmeyenler neden yargılanmıyor? Ülkemizin acil ve yaşamsal sorunu olan depremlerden kaynaklanan tahribatların üstü kolayca örtülemez” dedi.
Yardımların toplanması ve ulaştırılması noktasında da iktidar partizanlıkta sınır tanımadı
İzmir depreminde plansızlık ve koordinasyonsuzluğun göze çarpığını söyleyen Başkan Sarı, “Öncelikle görece planlı, geniş caddelerin, parkların bulunduğu deprem alanında, 99 depremini de yaşamış bir ülke olmamıza rağmen ilk göze çarpan yine plansızlık ve koordinasyonsuzluk oldu. Arama kurtarma ekipleri can kurtarma derdinde iken, kendilerini göstermeye çalışan bakanları gördük enkaz üzerinde. Çadırların kurulması, yardımların toplanması ve ulaştırılması noktasında da iktidar partizanlıkta sınır tanımadı. Yerel yönetimleri, meslek örgütlerini süreçten dışlamaya çalıştı. İktidar yanlısı her türlü oluşum her türlü serbestlik içinde hareket ederken halkın yardımlarını depremzedelere ulaştırmaya çalışan, sadece maddi olarak değil ruhsal olarak da depremden zarar görenlere moral destek sunmaya çalışanlar çadır alanlarından çıkarıldı. Engellenmek istenen İzmir halkının dayanışmasıdır” dedi.

Pozitif olan ve karantinada bulunan depremzedeler için bir çözüm üretilmedi!
İktidara sert eleştirilerde bulunan Sarı, “Dayanışmayı engellemeye çalışan iktidar, STK’ları ve diğer gönüllüleri sahadan çıkarırken gerekçe olarak sağlık koşullarını ve pandemiyi gerekçe gösterdi. Ancak Pandemi koşullarında yaşanan depremde, pozitif olan ve karantinada bulunan depremzedeler için bir çözüm üretilmedi. Çadır alanlarında semptom taraması, gerektiğinde test yapılması, izolasyon alanlarının oluşturulması gibi talepler yerine getirilmedi. Pandemi bir sağlık sorunu olmaktan çıkarılıp hükümetin elinde siyasi bir enstrüman haline getirildi. Bu hususta, Sağlık Bakanlığı gerçek bir sağlık sorunu olan salgın ile mücadelede tam olarak yetersiz kalmış, bilimsel gerçeklerden kopmuş, birinci basamakta salgın yönetimi tam bir kaos haline gelmiştir. Salgın mücadelesi tümüyle hastanelere ve üçüncü basamak sağlık sisteminin üzerine yıkılmıştır. Salgın yakında, ülkemizi ve halkımızı çok ağır bir şekilde yıkıma uğratacak ve ülkemizi esir alacaktır” dedi.
Afet bölgesi ilan edilmeli!
“Dayanışmayı değil, depremin felakete dönüşmesini engelleyin” başlığıyla önerilerde bulunan İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, “İzmir’den giden aylık verginin %12’si yardım amaçlı gönderiliyor. Belediyelerin iller bankası payının yaralar sarılana kadar kesintiye uğramamasını talep ediyoruz. Afet bölgesi mutlaka ilan edilmeli. Soruyoruz: Deprem vergileri nerede?”

Başkan Çamlı, “Hizmet veren çalışanların düzenli testlerinin yapılması çok önemli”
Depremde pandeminin giderek yayılması hakkında açıklamalar yapan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, “Bu deprem aynı zaman pandeminin giderek yaygınlaştığı bir süreçte ortaya çıktı. Gerek kurtarma çalışmalarında gerek barınma yerlerine yerleşmedeki ilk zamanlarda kontrolsüz ortamlar oluştu. Hijyen şartları açısından olumsuz görüntüleri kaygıyla izledik. İzmir Tabip odası hep alandaydı halen geçici barınma merkezlerini gözlemlemekte ve rapor hazırlamaktadırlar. Bu konuda uyarılarımız da oldu. Özellikle geçici barınma yerlerinin girişlerinde HES kontrolünün alınması ve kontrolün sağlanması yönündeydi. Bu arada evlerinde izolasyonda olan vatandaşlardan da evlerinden olanlar oldu. Yurtlara transferlerini gerçekletirdik. Bu alanda hizmet veren çalışanların düzenli testlerinin yapılması çok önemli” dedi.
"İş birliği talebimiz değer görmüyor"
Başkan Çamlı, “Şuan geçici barınma yerlerinde yaşayan vatandaşların ailesiyle konut gibi barınmaya geçmesi gerekiyor. Gerek yurtlar gerekse kamunun tesisleri kullanılabilir. Yaklaşan kış şartlarında depremzedelerimizi daha uygun yerele geçirmemiz lazım. Mevcut geçici barınma merkezlerinde gördüğümüz yanlışları iletiyoruz. Burada çadırlar arasında mesafe az, yer yer soba vb ısınma araçlarının kullanıldığı bunların yangın ve zehirlenme tehlikesi var. Anca sahada görev yapmak katkı sunmak gözlemlerimizi ekiplerle paylaşmak çabamıza karşı iş birliği talebimiz değer görmemekte. Dün itibariyle bu alanları terk etmemiz konusunda uyarı geldi. İzmir Tabip odası toplum sağlığını korumak adına alanda olmaya devam edecektir. Bu gördüğümüz yanlışları söylemeye devam edeceğiz. Pandeminin artması duruma karşı vatandaşlarımızı uyarıyorum. Geldiğimiz nokta itibariyle her 100 kişiden 25'i pozitif çıkmakta. Sadece eğlence merkezlerinin 24.00'dan 22.00'a çekilmesi yeterli değil. Toplumsal hareketliliği yavaşlatacak bulaşı azaltacak radikal önlemlerin alınması gerektiğini buradan yetkililere duyuruyorum” açıklamasında bulundu.
Ortak bir açıklama yapan DİSK Ege Bölge Başkanı Memiş Sarı, “ Yıllardır İzmir’in çeşitli konularında açıklamalar yaptık. İzmir depremiyle ilgili de önemli tespit ve görüşlerimiz var. 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 115 vatandaş hayatını kaybetti. 1000’in üstünde yurttaşımız yaralandı. Acımız büyük. Yakınlarını kaybeden yurttaşlarımızın acısını paylaşıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Seferihisar açıklarında, İzmir’e 70 km. uzaklıkta gerçekleşen bu depremin sonuçları bir kez daha “deprem değil bina öldürür” gerçeğini gözler önüne serdi. Bayraklı’ nın depremden bu derece etkilenmesinin, depremin can ve mal kayıplarını artıran bir felakete dönüşmesinin, ranta dayalı imar politikaları, imar affı gibi kaçak yapılaşmayı olağan hale getiren politikaların yanında bölgenin zemini ve bu zemine uygun bina yapılmaması olduğunu, konu ile ilgili bileşenimiz olan kurum yetkilileri açıkladı. Şu an itibariyle Şu an itibariyle 7 müteahhit tutuklanmış durumda ancak, sorumluluk sadece bu kişilerle sınırlı değil elbette. Şimdi, bir yaşam alanından toz yığınına dönüşen, insanlarımıza mezar olan binaları yapan 3-5 müteahhidin bileğine kelepçe takarak bu büyük felaketin sorumlularından hesap sorulabilir mi? Soruyoruz: 115 kişinin hayatını çalan, on binlerce yurttaşı sokakta yaşamaya iten sorumluluk zinciri 3-5 müteahhitten mi ibarettir? Bu ölümcül hırsızlığa göz yuman, binaların temel kamusal denetimlerini gerçekleştirmeyenler neden yargılanmıyor? Ülkemizin acil ve yaşamsal sorunu olan depremlerden kaynaklanan tahribatların üstü kolayca örtülemez” dedi.
Yardımların toplanması ve ulaştırılması noktasında da iktidar partizanlıkta sınır tanımadı
İzmir depreminde plansızlık ve koordinasyonsuzluğun göze çarpığını söyleyen Başkan Sarı, “Öncelikle görece planlı, geniş caddelerin, parkların bulunduğu deprem alanında, 99 depremini de yaşamış bir ülke olmamıza rağmen ilk göze çarpan yine plansızlık ve koordinasyonsuzluk oldu. Arama kurtarma ekipleri can kurtarma derdinde iken, kendilerini göstermeye çalışan bakanları gördük enkaz üzerinde. Çadırların kurulması, yardımların toplanması ve ulaştırılması noktasında da iktidar partizanlıkta sınır tanımadı. Yerel yönetimleri, meslek örgütlerini süreçten dışlamaya çalıştı. İktidar yanlısı her türlü oluşum her türlü serbestlik içinde hareket ederken halkın yardımlarını depremzedelere ulaştırmaya çalışan, sadece maddi olarak değil ruhsal olarak da depremden zarar görenlere moral destek sunmaya çalışanlar çadır alanlarından çıkarıldı. Engellenmek istenen İzmir halkının dayanışmasıdır” dedi.

Pozitif olan ve karantinada bulunan depremzedeler için bir çözüm üretilmedi!
İktidara sert eleştirilerde bulunan Sarı, “Dayanışmayı engellemeye çalışan iktidar, STK’ları ve diğer gönüllüleri sahadan çıkarırken gerekçe olarak sağlık koşullarını ve pandemiyi gerekçe gösterdi. Ancak Pandemi koşullarında yaşanan depremde, pozitif olan ve karantinada bulunan depremzedeler için bir çözüm üretilmedi. Çadır alanlarında semptom taraması, gerektiğinde test yapılması, izolasyon alanlarının oluşturulması gibi talepler yerine getirilmedi. Pandemi bir sağlık sorunu olmaktan çıkarılıp hükümetin elinde siyasi bir enstrüman haline getirildi. Bu hususta, Sağlık Bakanlığı gerçek bir sağlık sorunu olan salgın ile mücadelede tam olarak yetersiz kalmış, bilimsel gerçeklerden kopmuş, birinci basamakta salgın yönetimi tam bir kaos haline gelmiştir. Salgın mücadelesi tümüyle hastanelere ve üçüncü basamak sağlık sisteminin üzerine yıkılmıştır. Salgın yakında, ülkemizi ve halkımızı çok ağır bir şekilde yıkıma uğratacak ve ülkemizi esir alacaktır” dedi.
Afet bölgesi ilan edilmeli!
“Dayanışmayı değil, depremin felakete dönüşmesini engelleyin” başlığıyla önerilerde bulunan İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, “İzmir’den giden aylık verginin %12’si yardım amaçlı gönderiliyor. Belediyelerin iller bankası payının yaralar sarılana kadar kesintiye uğramamasını talep ediyoruz. Afet bölgesi mutlaka ilan edilmeli. Soruyoruz: Deprem vergileri nerede?”

Başkan Çamlı, “Hizmet veren çalışanların düzenli testlerinin yapılması çok önemli”
Depremde pandeminin giderek yayılması hakkında açıklamalar yapan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, “Bu deprem aynı zaman pandeminin giderek yaygınlaştığı bir süreçte ortaya çıktı. Gerek kurtarma çalışmalarında gerek barınma yerlerine yerleşmedeki ilk zamanlarda kontrolsüz ortamlar oluştu. Hijyen şartları açısından olumsuz görüntüleri kaygıyla izledik. İzmir Tabip odası hep alandaydı halen geçici barınma merkezlerini gözlemlemekte ve rapor hazırlamaktadırlar. Bu konuda uyarılarımız da oldu. Özellikle geçici barınma yerlerinin girişlerinde HES kontrolünün alınması ve kontrolün sağlanması yönündeydi. Bu arada evlerinde izolasyonda olan vatandaşlardan da evlerinden olanlar oldu. Yurtlara transferlerini gerçekletirdik. Bu alanda hizmet veren çalışanların düzenli testlerinin yapılması çok önemli” dedi.
"İş birliği talebimiz değer görmüyor"
Başkan Çamlı, “Şuan geçici barınma yerlerinde yaşayan vatandaşların ailesiyle konut gibi barınmaya geçmesi gerekiyor. Gerek yurtlar gerekse kamunun tesisleri kullanılabilir. Yaklaşan kış şartlarında depremzedelerimizi daha uygun yerele geçirmemiz lazım. Mevcut geçici barınma merkezlerinde gördüğümüz yanlışları iletiyoruz. Burada çadırlar arasında mesafe az, yer yer soba vb ısınma araçlarının kullanıldığı bunların yangın ve zehirlenme tehlikesi var. Anca sahada görev yapmak katkı sunmak gözlemlerimizi ekiplerle paylaşmak çabamıza karşı iş birliği talebimiz değer görmemekte. Dün itibariyle bu alanları terk etmemiz konusunda uyarı geldi. İzmir Tabip odası toplum sağlığını korumak adına alanda olmaya devam edecektir. Bu gördüğümüz yanlışları söylemeye devam edeceğiz. Pandeminin artması duruma karşı vatandaşlarımızı uyarıyorum. Geldiğimiz nokta itibariyle her 100 kişiden 25'i pozitif çıkmakta. Sadece eğlence merkezlerinin 24.00'dan 22.00'a çekilmesi yeterli değil. Toplumsal hareketliliği yavaşlatacak bulaşı azaltacak radikal önlemlerin alınması gerektiğini buradan yetkililere duyuruyorum” açıklamasında bulundu.















