Nur Dayı/İZMİR GÜNDEMİ-Türkiye'de hemen hemen her gün bir kadının yaşamına son veriliyor, her yıl yüzlerce kadın üçüncü sayfa haberi oluyor, her türlü ihmal ve istismara uğruyor. Kadınlara dair derin izler taşıyan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde UCIM Dernek kurucusu Saadet Özkan'a sorduk. Gazetemize konuşan Saadet Öğretmen kadın ve çocuk denklemine dair önemli açıklamalarda bulundu.
Saadet Öğretmen ve UCİM olarak çocuk ihmal ve istismarı ile mücadele dışında kadınlara yönelik ne gibi faaliyetler yürütülüyor?
Derneğimizin kuruluş amacı; çocukları her türlü ihmal ve istismardan korumak. Bunu sağlamanın birincil yolu ise eğitimden geçiyor. Haklarını, ‘hayır’ demeyi bilen, iyi dokunuşu-kötü dokunuşu ayırabilen, bedensel söz hakkına sahip, güçlü çocuklar yetiştirmek en büyük amacımız. Biliyoruz ki; bu şekilde yetişmiş, sevgi ortamında büyümüş, mutlu-huzurlu bir kız çocuğu, ileride de mutlu ve çevresine faydalı bir kadın olacak. O kadın, çocuğunu aynı şekilde büyütecek, onu her türlü kötülüğe karşı korumayı bilecek. Biz, işte bu yüzden çocuklar vatandır, çocuklar gelecektir diyoruz.
Öteki taraftan; çocukları korurken, onlar için duruşmalarda mücadele verirken ya da sonrasında geleceklerini kurmalarına destek olurken illa ki annelere de dokunuyoruz. Anneler, yeter ki çocuklarının yanlarında olsunlar; gerek ben Saadet Özkan gerekse Derneğimiz UCİM, çocukların huzur ve refahı için elimizden geleni yapmaya hazırız.
Türkiye'de kadın olmayı nasıl tanımlarsınız?
‘Kadın olmak’ başlı başına çok özel ve çok güzel diye düşüyorum. Kadınların hisleri derindir, içgüdüleri güçlüdür, kadınlar şefkatlidir, aynı anda birçok şeye odaklanıp kendilerini ve etraflarını değiştirmek, geliştirmek, güzelleştirmek isterler. Kadınları, çeşitli kalıplara sokmaya çalışıyorlar; ‘güçlü kadın’, ‘iş kadını’, ‘hassas kadın’, ‘ince-narin kadın’… Halbuki kadın-erkek fark etmeksizin herkes yaradılış özelliklerini tanımalı, bilmeli, dışarıdan kendilerine biçilen rolleri oynamamalıdır. ‘Türkiye’de kadın olmak’ terimi de bir anlamda kalıp. Kadınları değil, artık bu terimi oluşturan, buna sebep olanları konuşma zamanı!
Türkiye' de kadınları korumak üzerine yasalar ve düzenlemeler sizce yeterli mi?
Kanunlarımız, metin olarak üzerinde düşünülmüş, çalışılmış, gerek koruyucu tedbirler içeren gerekse yaptırımları olan düzenlemeler; ancak uygulamada sıkıntılar yaşanabiliyor. Prosedürlerin uzun sürmesi, hakimlerin-savcıların aleyhe kanaatleri, suçlu takip sisteminin olmaması, yakın koruma sisteminin bulunmaması gibi nedenlerle ne yazık ki neredeyse her gün bir acı haber alıyoruz. Faillerin ceza almayacaklarını ya da az bir ceza ile kurtulacaklarını düşünmeleri, kadınlara karşı işlenen suçları arttırıyor. Bu sebeple en son Ceza Kanununda bir değişikliğe gidildi, yaralama ya da öldürmenin kadına karşı işlenmesi, ağırlaştırıcı neden sayıldı; ancak bunun da çok caydırıcı olmadığını görüyoruz ne yazık ki…
Kadınların özgür olduklarını düşünüyor musunuz?
Kalıplarla yaşanıldığı, bu kalıpların kadınlara da kabul ettirildiği, hatta bu kalıpların artık toplumsal kabul görüldüğü yerlerde kadınların özgür olduğundan bahsetmek elbette ki mümkün değil. En temel haklar, ne yazık ki başkalarının elinde, başkalarının takdirinde olabiliyor; can güvenliğinden endişe edenin, çalışma hakkını bir erkek kadar rahat kullanamayanın, toplumsal rollere uymak zorunda olanın tam olarak özgürlüğünden bahsetmek elbette mümkün değil; ama değişim ve farkındalık çağındayız. Kadınların mücadelesini çok anlamlı buluyorum. Kadınlar dışarıya karşı bir mücadele içindeler; dilde değişim, kadına bakış açısında değişim, Kanunlarda değişim… Bu mücadele, içimizdeki bütünlüğü de sağladığımızda daha anlamlı olacak. Bu günlerde verilen mücadele sayesinde, yarınlarda kadınlar daha özgür olacaklar.
Türkiye'de her yıl yüzlerce çocuk istismar haberi gündemi geliyor, bildiğiniz üzere Hiranur Vakfı kapatıldı sizde bu konuları yakından takip eden bir kurumsunuz bunların önüne geçmek için neler yapılabilir sizin mücadelenizi anlatır mısınız?
Vakıfların denetimi çok önemli. Çocukları öylesine emanet edemeyiz, emin ellerde olduklarını bilmek, takip etmek zorundayız. Aileler, barınma, gıda, eğitim ihtiyaçları için çocuklarını yatılı olarak yurtlara vermek zorunda kalabiliyorlar. Onları, Devletin imkanları, koruyucu-önleyici tedbirleri konusunda daha çok bilgilendirmek zorundayız. Kimse kendisini yalnız ve çaresiz hissetmemeli.
Bu 8 Martta siz ne söylemek istersiniz? UCİM olarak siz neler yapıyorsunuz?
Nasıl bu günlerde verilen mücadeleler, yıllar sonra konuşulacak ve bazı değişimlere neden olacaksa, 1800'lü yıllarda verilen, 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına sebep olan olaylar da birçok şeyin temelini attı. Biz 7 Mart’ta Adıyaman’dayız, depremden zarar gören çocuklarımızı ziyaret ederken, kadınları da unutmuyoruz. Depremin ilk gününden beri, tüm yardımlarımızı/hediyelerimizi elden kişiye ve ihtiyaca özel iletmeyi tercih ettik. Adıyaman’a da destekçilerimiz sayesinde kadınlar için hazırlattığımız hijyen kitleriyle gidiyoruz. Yine ihtiyaçları Hatay ve Maraş’ta olduğu gibi yerinde tespit edeceğiz. Umarım bir gün ya da bir an olsun çocuklara, kadınlara, aslında depremden zarar gören her canlıya, kötü günlerini unutturur, içlerindeki gücün yeniden ortaya çıkmasına vesile oluruz.













